İkiz Ruhların Konya Sokaklarında Vuslatı

İkiz Ruhların Konya Sokaklarında Vuslatı
İkiz Ruhların Konya Sokaklarında Vuslatı

Makalât’tan anladığımıza göre Şems-i Tebrizi, 642 Hicret yılının Cemaziyelahır ayının 26. günü Konya’ya gelir. Bir başka kaynak, 29 Kasım 1244 yılı Cumartesi sabahı geldiğini nakleder.

Şems-i Tebrizi ile Hz. Mevlâna‘nın gönül alemlerinde büyük devrimler meydana getiren tarihi buluşmanın olduğu yer, günümüz Konya’sının Alaaddin Tepesi’nden Mevlâna türbesine doğru giden, Alaaddin Caddesi üzerinde bulunan, Hayat Apartmanı’nın köşesinden Öğretmenevi’ne doğru ayrılan yolun hemen köşesine yakın bir noktada olduğu söylenir. Şems ve Hz. Mevlâna’nın buluştuğu bu tarihi noktaya “İki Denizin Buluştuğu Yer” anlamına gelen “Merace’l Bahreyn” denilmektedir. Bu nokta yaşanan olay nedeniyle özellikle Mevleviler açısından büyük önem taşımaktadır.

Her zaman aynı güzergah üzerinden Karatay Medresesi’ne giden Hz. Mevlâna, muhtemeken o günde Karatay Medresesi’ne gidiyordu.

Şems-i Tebrizi’nin yana yakıla bir mürşid, sohbetine dayanacak bir Hak dostu araması, bu aradığı kişinin Rum diyarında (Anadolu) olduğunun rüya yolu ile kendisine bildirilmesi ve olaylarının arkasındaki manevi gerçeğe başka bir boyuttan baktığımız zaman şöyle düşünmekten kendimizi alamıyoruz, “Tebrizli Şems, Konya’ya tutuşturulmaya hazır bir meşale tutuşturmak ve onu veliliğin en yüksek makamına aşkla hazırlamak içim memur edilerek gönderilmiştir. Olay İlahi tensip, takdir programının bir tecellisidir.

Şems-i Tebrizi Konya’ya geldi. İlim, bilgi, ahlak yönünden mükemmel yetişmiş ve tek eksiği olan ‘bir kıvılcım’ı yanmaya teşne gönle sıçratarak tutuşturdu ve ortadan koyboldu. Bu kayboluş bile Mevlâna okyanusunu daha da dalgalandırmak, coşturmak için memuriyet görevinin bir devamıydı, parçasıydı.”

Zira ehadiyet denizinin nurlarından oluşan, gayb okyanusunun derinliklerinde bekleyen iri, deliksiz nadide inciler, Şems kaybolduktan sonra yüzeye çıkarak dökülüp saçılmaya başlamış, alemi yakmış, neticede Mesnevi, Divân-ı Kebir, Mecâlis-i Seb’a, Fi Hi Ma Fih, Mektûbt gibi birbirinden kıymetli, insanı maddi dünyadan alıp ruhani aleme götüren, aşk ve heyecan mahsulü, ruhani sırlarla örülü ilhamların kutsal nefesleri hoş esintilerle gönülleri mest eden eserler vücuda getirmiştir.

Gizemliği coşkunluğun sembolü olan Şems-i Tebrizi ve Mevlâna’nın Konya sokaklarında ilk karşılaşması hakkında çeşitli rivayetler vardır. Ancak özünde hepsi birbirine benzer. Gerçek olan odur ki, Mevlâna Şems Konya’da, bir hanın önünde, Mevlâna’nın vaazında veya bir sokakta… Bu mekanlardan herhangi birinde karşılaşmış olabilirler. Yer çok fazla önem arz etmiyor, önemli olan iki okyanusun, iki kudretli kişiliğin karşılaşması ve bu karşılaşmayla durgun iki okyanusun coşarak, fırtınalı bir hâl almasıdır.

Şems-i Tebrizi ve Mevlâna’nın buluşması hakkında gerçeğe dayanan en önemli belge Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled’in İbtidânâme adlı eserinde anlattığıdır. Önce onu aktaralım, daha sonra Füruzanfer’in aktardığı diğer rivayetlere değinelim:

770 Dileyen, sevgilisine aşkı gerçekse sonunda dileğine ulaşır, çünkü arayan bulur; ne mutlu o kişiye ki, ona kul olmuştur. Kul, gerçekse padişah demektir. Çünkü sevgili ona aşık olur. Onunda Hızır’ı Tebrizli Şems idi; o, öyle bir erdi ki ona kavuşsan, onunla buluşsan hiçbir kimseyi bir arpa tanesine bile almazsın; karanlıklar perdelerini yırtar, geçersin, o gizlilerden de gizli bir erdi. Bütün ulaşanların padişahıydı o, erenler halktan gizlidir; halk bedendir, erenlerse can. Beden nereden can görecek? Can yolu canla anlaşılabilir ancak. Bu çeşit erenler görürler, ezelden bilgileri vardır, yücedir onlar, öyle olduğu halde onlar bile arayışta her yanı dönüp durmuşlardı ama Tebrizli Şems’i görememişlerdi. Allah gayreti onu gizliyordu; vehimlerden, şüphelerden uzak tutuyordu.

Mevlâna, Allah katında temizlik, gerçeklik bakımından herkesten daha ileriydi, daha hastı. Allah Şems’in ona yüz göstermesine, o suretle de yakınlığının daha da artmasına razı oldu. Diledi ki artık, başkasına tamah etmesin, başkasının sevgisini gönlünden atsın, alemde tek kişi olsa, çağının özü-özeti bulunsa bile ondan başka hiç kimseyi aramasın. Kimseye bu ihsandaki özellik nasip olmasın. Bu buluşmaya ancak o nail olsun. Bir hayli bekleyişten sonra Şems’in yüzünü gördü; sırlar ona gün gibi aşikar oldu. Görülmesi mümkün olmayanı gördü; kimseden duyulmayacak şeyleri duydu. Niyaz ederek onun kokusunu aldı da perdesiz olarak yüzünü gördü de ona aşık olup elden çıktı. Yanında yücelikle alçaklık bir kesildi.

790 Onu evine çağırdı; Padişahım, dedi, bu sözü şu dervişten işit; evim sana layıl değil ama gerçek olarak sana aşıkım ben, kulun nesi varsa, ne elde ederse, şüphe yok ki hepsi efendisinindir. Bundan böyle ev senin evin; tam bir inançla dosdoğru hareket et. Bundan sonra ikisi de hoş bir suretle yürüdüler; sevinerek, gülerek eve doğru yol aldılar, bir zaman beraber kaldılar; bir-iki rahat ve huzura daldılar. Allah gayreti ansızın belirdi; bütün dillere bir dedikodudur, bir fısıltıdır düştü.” (Gölpınarlı, 2001: 39-40)


İkiz Ruhların Konya Sokaklarında Vuslatı

Makalât, Şems-i Tebrizi
Şems-i Tebrizi, Melahat Kıyak Ürkmez
İbtidânâme, Sultan Veled

Bir Cevap Yazın