Şems-i Tebrizi’nin Çocukluğundaki Olağanüstü Hâli

Şems-i Tebrizi'nin Çocukluğundaki Olağanüstü Hâli
Şems-i Tebrizi’nin Çocukluğundaki Olağanüstü Hâli

Tebriz’de hayata gözlerini açan Şemseddin’in daha küçük bir çocukken bile akranlarından farklılığı fark ediliyor, çağdaşı olan çocuklardan üstün yaratılışta olduğu gözleniyordu. Çocukluğunda geçen bu olağanüstü hâllerden birini “Makalât”ında şöyle anlatır:

Çocukluk çağlarında bana garip bir hâl gelmişti. Kimse bu hâlimi anlayamadı. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. Bana diyordu ki, “Sen divane değilsin, bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var, ne riyazet* var, ne de başka bir şey.”

Babama dedim ki: “Şu sözü benden dinle’ Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki, sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar; bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış; biraz (M. 6) palazlaşınca bir su kenarına gelir, yavru hemen suya atlar. Ancak tavuk etrafında çırpınır; ama o kümes kuşudur; onun suya girmesine imkan yoktur. işte seninle ben de böyleyiz. Ey babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum, benim yurdum o denizdir; halimde o deniz kuşunun hali gibidir. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu derya içinde senden değilim git, kümes kuşlarına karış. Bu sözlerim sana armağan olsun.

Babası, “Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın?” der. (Gençosman, 1974:42)

Şems-i Tebrizi daha çocuk denecek yaşlarda Allah Teâla’ya aşıktı ve aşk deryasına dalarak aşkından dolayı otuz-kırk gün bir şey yemez, içmezdi. Bunu kendisi şöyle anlatır:

Ben ilk mektepte idim. Daha ergenlik çağına gelmemiştim. Otuz, kırk gün geçtiği halde canımın, Hz. Muhammed’in (s.a.v) siyretine olan aşkımdan ötürü hiç yemek arzu etmediği olurdu. Yemek lafı edilse bile yüzümü çevirirdim. Bazen de bana verilen yiyeceği kibarlık olsun diye yenime saklardım. Bendeki bu nazlanma ayıbı babamdan ve annemden dolayı idi. Mesela; bir gün kedi sütü döktü ve tası kırdı. Babam yanımda kediye bir şey demedi ve bana da kızmadı. Sadece gülerek dedi ki, ‘yine ne yaptın? Hayırdır. Böyle yapmasaydın ya bana, ya annene ya da sana birşeyler olurdu. Allah bize acıdı da bu kadar ile atlattık.’” (Türkmen, 2005:5)

M. Nuri Gençosman’ın çevirisi olan Makalât’ta bu konu şöyle geçer:

… Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiçbir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil, Hak sözünden bile ürüküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, ‘oğlum ye!’ dedikçe ben, ‘Bir şey yiyemiyorum’ diyordum. Artık zayıflıyordum. Kuvvetim o dereceye varmıştı ki, ‘İstesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım’ dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler.” (Gençosman, 1974:229)

 

Makalât, Şems-i Tebrizi (k.s)


riyazet: sözlük anlamı; nefsi kırma, fani şeylerden nefsini çekerek kanaat içinde yaşamaktır. Tasavvufi anlamı ise; zühd ve takva maksadıyla dünya zevklerinden kaçınma ve nefsin isteklerini yenmeye çalışmadır. Tasavvufi hal ve makamları elde etmek için harcanan sürekli ve düzenli çabalara mücahede ve riyazet denir.


Şems-i Tebrizi’nin Çocukluğundaki Olağanüstü Hâli

Ayrıca bakınız Şems-i Tebrizi’nin Hayatı

Bir Cevap Yazın